ATATÜRK KÖŞESİ
YOZGAT VE SORGUN SON DAKİKA HABER

 

Duyuru

DUYURU PANOMUZ

SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ


KARABALI KÖYÜ SON DAKİKA HABER

İLETİŞİM İÇİN:

kr66kr@hotmail.com

KURUCUSU

KAZIM KASIMOĞULLARI



************

SİVAS ŞEHİTLERİ

TÜRKÜ SEVDASI

REKLAMLAR



BULUR SONDAJ HACI ALI ALTIN TAS VE OGULLARI CEP: 0535 253 59 38 YER YOZGAT YAMACLI VE BOGAZLIYAN

SUYA ULASAN TEK YOL BULUR SONDAJ.!


    HACI BEKTAŞ VELİ

    Paylaş

    karabalininradyosu

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 820
    Yaş : 36
    Nerden : YOZGAT SORGUN KARABALI KÖYÜ
    Kayıt tarihi : 05/10/08

    default HACI BEKTAŞ VELİ

    Mesaj tarafından karabalininradyosu Bir Perş. Ocak 07, 2010 12:03 pm

    Anadolu Alevilerinin piri olan Hacı Bektaş Veli, kesin olmamakla beraber 1210’da doğmuştur (1271’de hakka yürümüştür). Horasan’dan gelip Anadolu ya yerleşmiş, burada çilekeş Anadolu insanının yolunu aydınlatmış, gönüllerini muhabbet ile doyurmuştur -bu amaç bugünde canlılığından hiç bir şey kaybetmeden, hatta daha da sağlamlaşarak devam ediyor-. Hacı Bektaş Veli’yi ölümsüz kılan, onun Anadolu insanı şahsında insana verdiği değerdir.
    Hacı Bektaş Veli’nin hayatı hakkında birçok tez var. Bu tezlerin sahipleri genellikle büyük Hünkâr’ı kendi ideolojik şekillenmelerine göre değerlendiriyorlar. Yalnız şu bir gerçek ki; ne kadar muğlâklaştırmaya çalışırlarsa çalışsınlar, Hacı Bektaş Veli gerçekliğini yok edemezler. Bu açıdan baktığımızda Hacı Bektaş Veli’nin kronik hayat hikâyesinden çok önemli olan onun insanlığa kazandırdığı değerlerdir. Bu değerlerin başında da, ‘her ne arar isen kendinde ara’ ve ‘eline beline diline sahip ol’ ilkeleridir. Bunlar yüzlerce cilde sığacak olanı üç satırla belirtiyor. Aşağıda Hacı Bektaş Veli’nin zengin düşünce değerlerinden bir kaçını aktarıyoruz:

    İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
    Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu
    Eline, beline, diline sahip ol.
    Murada ermek sabır iledir.
    Araştırma açık bir sınavdır.
    Nebiler, Veliler insanlığa tanrının bir hediyesidir.

    Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız.
    Hiç bir milleti ve insanı ayıplamayınız.
    Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
    İnsanın cemali sözünün güzelliğidir.
    Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
    Arifler hem arıdır, hem arıtıcı.
    Her ne ararsan kendinde ara.
    Bir olalım, iri olalım, diri olalım
    VİLÂYETNAME’DEN
    BE
    ŞTAŞ’IN TANIKLIĞI
    Hacı Bektaş Kadıncık’ın evine yerleştiği günlerde, Sulucakarahöyük’te ancak yedi ev vardı. Bu yüzden büyükbaş hayvanları güdücüye vermezler; dönüşümlü olarak kendileri güderlerdi.

    Sığırlar gütme nöbeti İdris’e gelmişti; ancak Molla İdris’in o gün önemli bir işi vardı. Kadıncık’a, “Nöbet bana geldi ama bugün önemli bir işim var; işim bitinceye değin sığırları gütmesi için parayla adam tutmak istedim, ancak bulamadım; ne yapacağımı bilemiyorum”, dedi.
    Bu sözleri duyan Hünkâr İdris’e, “Gam çekme var işine git; bugün sığırları ben güderim, Tanrı izin verirse bir zarar gelmez”, dedi. İdris “Size zahmet olur, reva görmem” dediyse de Hünkâr’ın üstelemesiyle razı oldu. İdris, sığırları toplayıp getirdi ve işine gitti.
    Sığırlar otlaya otlaya, Hünkâr da onlarla birlikte Mucur yolundaki Beştaş’ın bulunduğu yere geldi. O sıralar da İdris’in kardeşi Saru, öküzlerini çiftten getirip sığıra kattı. Ayrılıp köye gideceği sırada Hünkâr “Saru, senin sığırını ben gütmem; kurt yerse bir zarar olursa benden bilme; al öküzlerini git ne yaparsan yap”, dedi. Saru, “Bugün”, dedi, “nöbet İdris’in, sana inandı, sığırı sana emanet etti, işine gitti.; ben de bu köyün bir bereyiyim, öküzlerimi yalnız mı güdeyim; benim öküzlerimi de gütmen gerek.” Hünkâr ise sözlerini yineleyerek, “Ben senin öküzlerini gütmem; kurt yerse, bir zarara uğrarsa benden bilme”, dedi, “benim öküzlerim de köylünün sığırlarıyla birlikte güdülecek”. Hünkâr bu kez Beştaş’a döndü ve “Beştaş siz tanık olun. Saru’nun öküzlerini gütmeyeceğim, kurt yerse ya da bir zarar gelirse ben sorumlu değilim; eğer bir gereksinme ortaya çıkarsa sözlerime tanıklık edin”, dedi.
    Saru, bunları dinledi ama aldırış etmedi; öküzlerini bırakıp gitti. Akşama doğru sığırlar köye geldi; Saru’nun öküzleri yoktu. Saru, öküzlerini aramaya yazıya çıktı; dört öküzünden ikisini kurtların yediğini gördü. Hünkâr’a gelip, “bugün sığır gütme nöbetinin sorumluluğunu üzerine aldın; köylünün sığırlarını güttün; benim öküzlerimi ise kurtlara yedirdin; benim zararım oldu, ödemen gerek”, dedi. Hünkâr, “sana söylemiştim; bunda benim bir sorumluluğum olamaz”, diye cevapladı. Saru Hünkâr’ın sözlerini inkâr edince, Hünkâr, “Benim tanıklarım var”, dedi ve topluluğa haydi tanıklarımın yanına gidelim, sizler de dinleyin.
    Köy halkıını bir kısmı Hünkâr’la birlikte Beştaş’ın yanına geldi. Hünkâr, taşları göstererek, “işte tanıklarım bunlar”, dedi. Köylüler “bunlar taş”, dediler, “nasıl tanıklık eder?”. Hünkâr o an Beştaş’a döndü ve şöyle seslendi: “Beştaş, Tanrı izniyle olayı doğruca söyleyin, tanıklık edin bana”. Bu sözlerin üzerine taşların beşi de Tanrı izniyle dile geldi, “Saru öküzlerini sığıra katmak istediği zaman siz, ben senin öküzlerini gütmem; kurt yerse ya da bir zarar gelirse benden bilme dediniz; o dinlemedi kattı; siz de bizi tank tuttunuz”, dediler.
    Köylü taşların tanıklığını duyunca Saru’ya lanet etti; tümü Hünkâr’ın ayağına baş koydu. Saru, homurdanarak oradan ayrıldı.
    HACI BEKTA
    Ş VE HIZIR PEYGAMBER

    Hünkâr'a bir ikindi üzeri, güzel yüzlü, tatlı sözlü, Alevi saçlı, yeşil giysili bir aziz geldi.
    Boz donlu bir ata binmişti; Saru İsmail karşıladı, atını tuttu. O kişi
    Teklifsizce doğru Kızılcahalvet'e yöneldi ve içeri girdi.
    Saru İsmail, "acaba bu atını tuttuğum er kim ola, şimdiye değin bunun gibi nurlu, güzel yüzlü ve heybetli bir er görmedim", diye düşüncelere dalmıştı. O sırada halifelerden biri geldi; İsmail'e, "tut şu atı", dedi ve kızılcahalvet'in kapısına vardı. O aziz kişinin, Hünkâr’ın karşısında oturmakta olduğunu gördü. Tam bu anda Hünkâr, "ne yapalım Hızır'ım Ulu Tanrı seni bu işe koşmuş, Tanrı kullarını zordan kurtarman gerek; şu anda Karadeniz'de bir gemi batmak üzere, seni çağırıyorlar; sohbetine can atıyoruz ama ne çare; tez imdatlarına yetiş; Tanrı izin verirse yine şerefleniriz", diyordu.

    Hızır Peygamber hemen kalktı. Saru İsmail dışarıda atı tuttu. Hızır dışarı çıkınca İsmail Hızır'ın üzengesini öptü. Hızır, atını
    sıçrattığı gibi at, bir adımını Sulucakarahöyük'ün üstüne bastı, öbür adımda güneşle birlikte dolunay oldu ve gözden yitti; yalnızca karşıdan nalının parıltısı göründü.
    Saru İsmail, huzura varıp gördügünü anlatarak, "Erenler Şahı, bu giden aziz kimdir?", diye sorunca Hünkâr, "kardeşimiz Hızır Peygamberdir. Karadenizde bir gemi batmak üzereydi, oraya imdada koştu; onun yürüyüşü böyledir", dedi.
    Saru İsmail Hızır'ı gördüğüne çok sevindi.


    desdeklerinizi bekliyorum....!!!


    İLETİŞİM İÇİN:

    turku.sevdasi@hotmail.com.tr

    kr66tv@gmail.com

    karabalininradyosu@mynet.com

    WEB ADRESLERİM:

    http://www.karabalininradyosu.tr.gg

    http://karabalininradyosu.forummum.com

    http://www.livestream.com/kr66tv

      Forum Saati Salı Ocak 17, 2017 8:54 am